Category: islam

Mızraklı İlmihal temel bir din kitabıdır. Avam için hülasa olarak yazılmıştır.(*Avam:Halk, Hülasa:Özet) Osmanlı’da sıradan bir insan bile bu kitabı ezbere bilirdi. Bu yüzden Osmanlı alimleri bir adamı aşağılayacağı zaman, “İlmi, mızraklı ilmihal kadardır.” derlerdi. Şimdi ilim o kadar düştü ki, Tv’lerde din adamı etiketiyle boy gösteren adamlara Mızraklı İlmihal’den bir bahis sorsunlar, bilemezler. Şimdinin alimi, Osmanlı’nın köylüsü bile olamaz.

 

Anadolu Türk-İslâm konut mimarisinin esasında; “Komşunun güneşini kesmemek” vardı.

Dünya devleti ebedi değildir. Fani cihanda hiç kimse de ölümsüz değildir. İnsanların dünyada nefesleri sayılıdır ve ölümsüzlük kapısı kapalıdır.

Fatih Sultan Mehmet

“Tevbe Yâ Rabbî hata râhına gittiklerime 
Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime"

Abdulhamit Han ve Tilki Kuyruğu

Bir Yahudi’nin kısa zamanda zengin oluşunu görüp, ona özenen Müslüman bir vatandaş, Yahudi’ye gidip, onun gibi kısa zamanda zengin olmak istediğini, bunun için ne yapması lazım geldiği hususunda akıl danışır. Yahudi de ona; “Neyin var, neyin yok?” diye sorar. O da anlatır. “Tamam sen bunların hepsini sat, paraya tebdil et(paraya çevir), gel yanıma, ondan sonra ben sana akıl vereceğim” der. Onun söylediklerine inanan adamda nesi varsa satıp paraya çevirir ve Yahudi’nin yanına gelir.

Yahudi ona der ki; “Ben araştırma yaptım, İstanbul’da tilki kuyruğu çok iyi para ediyormuş, sen bu paranın tamamıyla tilki kuyruğu al, paketle, İstanbul’a götür, orada pazarda satar zengin olursun.” Adam, tilki kuyruklarını satın alır, paketler, İstanbul’a götürür. Orada bir hana yerleşir. Kuyruklarını pazarda satılığa çıkarır. Günlerce bekler, alıcı bulamaz.. Yol masrafı için ayırdığı para da tükenmeye başlar. Üzüntüye dalar..

Onun üzüntüsünün farkına varan han sahibi, bunun nedenini sorar. O da, olup bitenleri han sahibine anlatır, perişan duruma düştüğünden bahseder. Bunun üzerine han sahibi o kişiye; “Sultan Abdülhamid Han’ın, Perşembe günleri, yanında mâbeyn kâtipleri ile çarşıya çıkıp, vatandaşların müşkilat ve dertleriyle ilgilendiğini, derdini mâbeyn katiplerine anlatmasını ve bunlar aracılığı ile pâdişâha durumunun anlatılmasının mümkün olacağını ve pâdişâhın da buna bir çare bulacağını” söyler.

O da hancıyı dinler, dediklerini yapar.. Katipler durumu sultana arzederler. Sultan da; “Bu vatandaş saraya gelsin, bizzat benimle görüşsün’’ diyerek mülakat için randevu verir. Randevu zamanı gelince mülakat için huzura kabul edilir. Sultan Abdülhamid Han ona meseleyi sorar. Oda olup bitenleri anlatır.

Bunun üzerine Sultan Abdülhamid Han; ‘’Tamam, şimdi sen bu tilki kuyruğunu iki gün sonra Mısır çarşısının önünde pazara çıkarırsın, tanesini iki altından aşağıya satmayacaksın. Üç, beş, kaça satarsan sat, fakat tanesini iki altından aşağıya satmayacaksın, tamamını sattıktan sonra tekrar bana gelip bilgi verirsin..” diyerek huzurundan ayrılmasına izin verir. 

Sultan Abdülhamid Han, daha sonra nâzırlar vekiller heyetini toplar. “Bundan böyle huzuru şahaneye kabul edilecek Yahudi vatandaşlar yakalarına tilki kuyruğu takacaklardır” diye bir karar aldırır. Adam tilki kuyruğunu pazara çıkarır ve kısa zamanda hepsi satılır. Bilâhire tekrar huzuru şahaneye kabul edildiğinde, Sultan Abdülhamid Han hazretleri kendisine; “Evlâdım sen Kuran-ı Kerîm’i okumuyor musun? Kurân-ı Kerim’i oku. Cenâb-ı Hak Kurân-ı Kerim’de; “Yahudi ve Nasârâları (hristiyanları) dost edinmeyin, buyurmuyor mu? Haydi şimdi sen bu paranla malına mülküne sahip ol ve işine bak!” diyerek adamı güzelce gönderir.

Bilâhire Sultan Abdülhamid Han, tekrar nâzırlar ve vekiller heyetini toplar, “Tilki kuyruğu kararı yürürlükten kaldırılmıştır.” diye ikinci bir kararla önceki kararı yürürlükten kaldırtır.

Cennet Mekan Sultan Abdulhamit Han, El Fatiha..

Bugünkü kültürümüz, Osmanlı kültürünün müsveddesidir. Eğer bizler Osmanlı’nın son dönemindeki değerli hocalarından istifade etmeseydik, bugün nereye varacağımız, ne olduğumuz belli olmazdı.

İnsanlara, topluluklara, şehir hayatında yaşayanlara; kırlardan, tabiat güzelliklerinden, yeşilliklerden, sulardan uzak kalmış insanlara bu güzellikleri aksettirmeye çalışıyoruz. Sanatımız budur. Bizim istikametimiz tabiat, çünkü Allah’ın yaptığı şey en güzeli ve doğrusudur. Yani şekil mi istersin, renk mi istersin, uydurmaya gerek yok, zaten hazır.

Ahmet Yakupoğlu

İstanbul Manzaraları, Ressam; Ahmet Yakupoğlu (1920-2016)

Yâ muhavvile’l-havli ve’l-ahvâli havvi’l-hâlenâ ilâ ahseni’l-hâl.

(Ey halleri halden hâle çeviren. Hâlimizi en güzel hâle tahvil et.)

Osmanlı zamanında tekkelere gelen kişilere iki soru sorulurmuş; “Bugün kalp kırdın mı..? Eğer sorunun cevabı evetse, ikinci soru yani “Namaz kıldın mı?“ diye sorulmazmış.. 

Mevlana’nın da dediği gibi; ’‘Ya kırdığın kalbi Allah seviyorsa? Bilemezsin. Bilseydin ödün kopardı, dokunamazdın.”

Ben ölünce “Bir Osmanlı öldü.” deyin. Vallahi hayatım boyunca böyle yaşadım ve yaşamaya gayret ettim. Mücadelem dinime ve ecdadıma düşman olanlarladır.

Sultanahmet Camii