Category: fatih

1472 tarihli Fatih Vakfiyyesi imarette her g…

1472 tarihli Fatih Vakfiyyesi imarette her gün 600 okka un harcanarak 3300 fodulanın (pidenin) yapıldığını söyler. Her fodulaya 72,8 dirhem un konmaktadır. Böylece her pide yaklaşık 100 dirhem yani 320’şer gram olacaktır.  

Trabzon İmparatorluğu’nun fethinden;Fatih Sult…

Trabzon İmparatorluğu’nun fethinden;

Fatih Sultan Mehmed Han Trabzon İmparatorluğu’nu fethetmek için sefer düzenledi. Ordusu Gümüşhane’nin kazınmış dağlarını aşarken çok büyük zorluklarla karşı karşıya kaldı. Sultan’ın bu konuda ki sonsuz kararlılığı zaman zaman atından çekilmesi ve bu tehlikeli dağları askerlerin geçmesine neden oldu. Yürüyüş sırasında, Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun Sultan’a yaklaştı ve sordu: “Ey oğlum, Trabzon denilen bu yer, tüm bu zorluklara değer mi?
Fatih Sultan Mehmet’in verdiği cevap: "Aman annem, bu sıkıntı İslam uğrunadır. Biz islamın kılıcını taşıyoruz. Eğer biz bu sıkıntılara göğüs germezsek bizim için söylenen Gazi, Sultan lakapları yalan olur.” diye cevapladı.

Photo

Photo

Fatih öldüğü zaman sadece 49 yaşındaydı. Hiç ş…

Fatih öldüğü zaman sadece 49 yaşındaydı. Hiç şüphesiz ki büyük bir mareşaldi; ne o, ne oğlu, ne torunu, ne de torununun çocuğu Muhteşem Süleyman saraydaki yataklarında ölebildiler. Buna rağmen bu insanları, zevk düşkünü diye anmak sadece cahil olmayı gösterir.

Bir zamanlar Fatih Camii ve avlusu..

Bir zamanlar Fatih Camii ve avlusu..

Photo

Photo

OSMANLI’DA ADALET Fatih Sultan Mehmet bir cam…

OSMANLI’DA ADALET

Fatih Sultan Mehmet bir cami yaptırıyordu. Caminin mimarı,

“İpsilanti Efendi” isimli bir Rum’du. Ama Fatih’in emrine karşı geldi. Camide kullanılacak mermer sütunlardan birazını kesti.

Bunu duyan Fatih, çok öfkelendi. Müftüye danışmadan, mimar efendinin elini kestirdi. Bunun üzerine Rum mimar, kadıya gitti. Zamanın İstanbul kadısı Sarı Hızır Çelebi durumu inceledi, padişahı çağırdı.

Padişah mahkemeye geldi.Oturmak üzereyken, kadı şöyle gürledi;

“Hasmınla müraafa-i şeri olunacaksın (yüzleştirileceksin), ayağa kalk!

İstanbul’la birlikte nice ülkeler, krallıklar fetheden padişah, ayağa kalktı. İpsilanti Efendiyle yüzleştirildi. Mimar İpsilanti Efendi şikayetçiydi. Fatih ise mimarın elini kestirdiğini kabul ediyordu. Şahitler dinlendikten sonra Kadı Hızır Çelebi, kararını bildirdi;

“Mimarın elini kestirenin eli kesilecektir. Kısasa kısas yapılacaktır.”

Fatih sessizdi. Mimar İpsilanti Efendi ise ağlıyordu. Yere diz çöktü;

“Davamdan vazgeçtim!” dedi.“Bu adalet karşısında Müslüman oldum. Padişahın eli kesilmesin. Bu cihangire kıyılmasın!!”

Kadı, bunun üzerine, kararını değiştirdi. Padişah, Mimar İpsilanti Efendi ve ailesini geçindirecekti. İyi bir ev verecek, masraflarını kendi kesesinden karşılayacaktı. İş böylece tatlıya bağlanmış oluyordu. Herkes mahkeme salonunu terk etti. Kadı ile padişah yalnız kaldılar. O zaman, Sultan Mehmed Han, kılıcını göstererek şöyle dedi;

“Eğer benim padişahlığımdan korkup iltimas geçseydin, haksız bir karar verseydin, billahi şu kılıçla başını uçururdum!”

Kadı Hızır Çelebi oturduğu minderi kaldırdı.Altında demir bir topuz vardı. Padişaha gösterdi;

“Hünkarım, sende padişahlığından gururlanıp şeriat mahkemesine saygısızlık etseydin, kararı dinlemeseydin, billahi şu topuzla başını ezecektim!”

Fatih’in adalet anlayışı ve o zamanın hakimlerinin adaleti işte böyleydi. Bir Rum mimar ile cihangir bir padişahını ayırt etmiyordu.. Ve Osmanlı Devleti, iman nuruyla, kılıçla kalemin gölgesinde yükseldikçe yükseliyor, büyüdükçe büyüyordu..